Simyadan Kimyaya,Simya,Simya Çalışmaları,Simyacılar

Değersiz madenleri altına çevirme,bütün hastalıkları iyileştirme ve hayatı sonsuzlaştıracak ölümsüzlük iksiri bulma uğraşlarına simya (alşimi),simya uğraşanlara da simyacı (alşimist) denir.

  Simya Nelerle Uğraşır,

  • Değersiz madenleri altına çevirme,
  • Bütün hastalıkları iyileştirme, hayatı sonsuzlaştıracak ölümsüzlük iksiri bulma uğraşları

Elde ettikleri birçok maddeyi Tesadüfen veya Deneme yanılma yolu ile elde etmişlerdir.

İnsanlar ilk çağlardan itibaren hayatlarında kullanacakları bir çok şeyi tesadüfen buldu,

  • Tesadüfen buldukları şeyleri deneme yanılma yolu ile geliştirdil
  • Yemek pişirmek içn topraktan kaplar yapıldı
  • Isınmak ve yemek pişirmek için Ateş bulundu,
  • Ateşin maddeleri yaktığını keşfettiler ;pişirmede ve ısınmada kullandılar
  • Ateşin bulunmasıyla toprak eritildi ve metaller bulundu, demir, bakır ve kalayı buldular.
  • Yemek ihtiyacı için avlanmayı öğrendiler.Avladıkları hayvanların kürkleri ile vücutlarını örttüler daha sonra bu kürkleri işleyerek giyecek haline getirdiler.
  • Güzelleşmek için yüzlerini bitkisel ve madensel boyalarla boyadılar.

 Kıbrıs taşının  (demir(II) sülfat, FeSO4),   giyeceklerini; koyu mavi, şapın sarı, alizarinin ise turuncu renge boyadığını görmüştür.

Mısır’da insanlar gözlerini sürme (kohl) denen yeşil boya( malahit) ya da siyah boyalarla(toz hâldeki

kurşun(II) sülfür  CuS ) boyuyorlardı

  • Tesadüfen tuzu da buldular.
  • Eski Çağlarda altın ve gümüş değerli metallerdi. Aynı dönemlerde bu metallerlerle birlikte cıva da değerli kabul edilmiştir
  • Göz Taşı [Bakır(Iı) Sülfat CuSO4] ve

Şap [Potasyum Alüminyum Sülfat,  KAl(SO4)2.12H2O] gibi maddeler de  simya döneminde  tedavi amacıyla kullanılan maddelere örnek olarak verilebilir.

 

 

ÖNE ÇIKAN BAZI SİMYACILAR

DEMOCRİTUS (DEMOKRİT)

İÖ 470-361 yılları arasında yaşayan Yunan filozoflardan Democritus (Demokrit) atom düşüncesini açıkça ifade etmiştir. Democritus, tüm maddelerin özelliklerinin maddeyi oluşturan atomların (ATOMUS) özelliklerinden kaynaklandığına inanmıştır.

 

TALES

Bütün maddelerin sudan meydana geldiğini söylemiştir.Temel elementin

Sıvı,

Buz ve

Buhar olarak bulunabilen su olduğunu düşünmüştür.

EMPEDOKLES

Dört temel element fikrini ilk olarak ortaya artan simyacıdır.Empedokles’e göre tüm maddeler dört temel elementin çeşitli oranlarda birleşmesiyle oluşmuştur.

Toprak  ,

Hava ,

Su  Ve

Ateş

Bu ögeler kendiliğinden birbirleriyle birleşmez, karışmazdı. Karışımlar ya da bileşikler kendiliğinden ayrılamaz. Harekete neden olan bir güç olmalıdır. Empedokles’e göre ögeleri bir araya getiren neden sevgi (çekme), birbirinden ayıran ise nefretti (itme). Empedokles’in anlayışına göre madde ve kuvvet, iki ayrı ilkedir.

 

ARİSTO ELEMENT-ÖZELLİK TABLOSU

Aristo’ya göre madde, “su, toprak, ateş, hava” olmak üzere dört ana elementten oluşmaktadır.

Ama Aristo bu elementleri 4 özelikle birlikte sınıflandırmıştır.

Aristo’ya   göre   maddeyi   özellikleri belirlemektedir.  Bu özellikler (tabloda olduğu gibi);

 

1.KURU,

2.ISLAK,

3.SOĞUK,

4.SICAK   şeklindedir

 

Özellikleri ile beraber düşünüldüklerinde;.

1.SOĞUK VE ISLAK       (SU)          SIVI,

2.SOĞUK VE KURU   (TOPRAK)    KATI

3.ISLAK VE SICAK      (HAVA)        GAZ

4.KURU VE SICAK     (ATEŞ)         ATEŞİ

oluşturur. soğuk-sıcak ve kuru -ıslak zıt yönlü olduklarından bir birlerini yok ederler.)

 

SOĞUK VE ISLAK SU SIVI
SOĞUK VE KURU TOPRAK KATI
ISLAK VE SICAK HAVA GAZ
KURU VE SICAK ATEŞ PLAZMA
   

 

  • Roma ve Bizans İmparatorluklarında, daha sonra da İslam ülkelerinde kimya alanında pek çok ilerleme olmuştur.
  • İslam uygarlığının bilime öncülük ettiği 8 – 15. yüzyıllarda, simya alanında çalışan ve daha sonra çalışmaları Avrupalı simyacılarca devralınan ünlü alimler arasında Cabir Bin Hayyan (720 – 813) önemli bir yer tutmaktadır. Nitrik asit, sül­fürik asit ve altın suyunu (Kral Suyu / 3HCl + HNO3) bulan Hayyan, madenleri bu asitler içerisinde çözerek o dönemin laboratuvar çalışmalarına yön vermiş ve simya alanındaki çalışmaları hızlandırmıştır. MS 9 – 12. yüzyıllarda, Orta Doğu’da ve Ön Asya’da yaşayan İslam bilginleri hastalıkların tedavisinde kullanılacak çe­şitli maddeler elde etmişlerdir. Bu bilginler arasında, Ebubekir El Razi (860 – 940), İbni Sina (980 -1037) ve İbni Rüşd (1126 -1198) sayılabilir.
  • Orta Çağ simyacıları Demir(II) sülfatın vitriyol) damıtılmasından sülfürik asit (zaç yağı), demir(II) sülfat ve potasyum nitratın birlikte damıtılmasından nitrik asit (kezzap), demir(II) sülfat ile yemek tuzunun (sodyum klorür) damıtılmasından ise hidroklorik asit (tuz ruhu) elde etmişlerdir

NİKHOLAS  LE  BLANC

(NİKOLAS LÖ BLANK)’ın sodyum karbonatı ham madde olarak kullanmaya başlaması üzerine sülfürik asit sanayinin temel maddesi hâline gelmiştir.

VAN HELMONT (1577-1634),

Rönesans döneminde Hollandalı kimyacı Van Helmont (Van Helmont, 1577-1644) deneylerinde teraziyi kullanarak kimyasal çalışmalara nicel özellik kazandırmıştır.

 

ROBERT BOYLE (1627-1691)

  • Aristo nun 4 element fikri Robert Boyle tarafından yıkıldı
  • Robert Boyle Kuşkucu Kimyacı adlı eserinde’’Suyun aslında element olmayıp oksijen ve hidrojen elementinden oluşan bir bileşik olduğunu ortaya koymuştur.
  • Robert Boyle ‘un element için verdiği tanım şöyledir:”Bilinen hiçbir yöntemle kendinden daha basit maddelere ayrıştırılamayan her saf madde elementtir.”
  • Şu an kullandığımız ELEMENT tanımının temelleri ROBERT BOYLE TARAFINDAN atılmıştır.

JOHAN JOACHİM BECHER-(1635-1682)  GEORG ERNEST STAHL ( 1660-1734) )

  1. yüzyılın başında Alman Johan Joachim Becher ve öğrencisi; Georg Ernest Stahl yanma olayını açıklamak üzere filojiston kuramını ortaya attılar. bu öneriyi gözden geçirerek “Terra Pinguis” (Terra Pinguis) olarak adlandırılan “ateş elementi”nin yanma sırasında kaçıp giden bir nesne olduğunu varsaymıştır. Daha sonra bu nesne “filojiston” (ateş ruhu) olarak adlandırılmıştır.

 

DANİEL RUTHERFORD

1772’de Daniel Rutherford (Denyıl Radırford) kapalı bir kaptaki fa­renin bir süre sonra öldüğünü buldu ve bu gözlemlerini filojiston teorisi ile açıkladı. Rutherford’a göre tıpkı yanan mum gibi fare solunum yap­tığında filojiston açığa çıkmaktaydı. Kap içindeki hava filojistonla dol­duğunda fare ölüyordu. Rutherford kap içindeki havaya filojistonlanmış hava dedi.

JOSEPH PRESTLEY (1733-1804)

Birkaç yıl sonra 1774 tarihinde Joseph Priestley, civa metalini havada ısıttığında kırmızı toz hâlinde bir katı elde etti Priestley, elde et­tiği kırmızı katının filojistonu uzaklaştırılmış civa olduğunu düşündü. Fakat kırmızı tozu ısıttığında beklenmedik bir şey gözlemledi. Kır­mızı katı ısıtıldığında tekrar cıva metali oluştu ve bir gaz açığa çık­tı (Açığa çıkan gaz oksijen gazıydı.). Priestley bu gaz içinde mumun çok iyi yandığını ve farelerin daha uzun süre hayatta kaldığını bul­du. Bu gözlemlerini filojiston teorisiyle yorumlayan Priestley, elde et­tiği gazın filojistonsuz hava olduğunu öne sürdü.

 

ANTOİNE-LAURENT DE LAVOİSİER ( 1743-1794)

O dönemde yaşayan Antoine Laurent de Lavoisier çok titiz ve dikkatli bir kimyacı idi. Rutherford ve Priestley’in deneylerini dikkatli bir şekilde yaptıklarını ve ayrıntılı olarak tanımladıklarını fakat hiçbir şeyin kütlesini ölçmediklerini fark etti.

         Lavoisier, birçok deneyde dikkatli bir şe­kilde reaksiyona giren maddelerin ve oluşan ürünlerin kütlesini ölçtü. Tüm ölçümlerinde reaksiyona girenlerin toplam kütlesinin ürünlerin toplam kütlesine eşit olduğunu gözlemledi. Lavoisier, bu gözlemleri­ne dayanarak kütlenin korunumu kanununu ortaya koydu ve bu ka­nunu “Kütle yoktan var edilemez, var olan ise yok edilemez.” sözle­riyle dile getirdi.(KÜTLENİN KORUNUMU YASASI)

  • Lavoisier, kapalı bir kaba bir miktar kalay koydu ve kabın kütle­sini ölçtü. Sonra kap içindeki kalayı yaktı. Kabın kapağını açtığında kap içine dışarıdan hava aktığını fark etti; sanki yanma sırasında bir şey kabın içindeki havayı almış gibiydi.
  • Farklı maddelerle tekrarladığı deneylerde de benzer sonuçlar elde eden Lavoisier, bu gözlemlerine dayanarak havanın tek bir ele­ment olmadığı başlıca iki gazdan oluşan bir karışım olduğu sonucu­na vardı. Havayı oluşturan bu iki gaz; Priestley’in filojistonsuz hava dediği gaz (Lavoisier bu gaza oksijen demiştir) ve Rutherford’un filojistonlanmış hava dediği gazdı (bu gaz azottan ve havada bulu­nan diğer az miktardaki yakıcı olmayan gazlardan oluşuyordu). Böy­lece Lavoisier, dikkatli deneyleri sonucunda maddelerin yanarken oksijenle birleştiğini gösterdi ve yanma sonucunda oluşan maddeleri oksit olarak adlandırdı. Lavoisier’in yanma ile ilgili teorisi günümüzde hâlen kabul edilmektedir.
  • 1789’da Lavoisier, oksijenin, havada bulunan ve yanmayı oluşturan bir madde olduğunu ifade etti. Bu maddeye, asit yapısı anlamına gelen oxygenıum ismini verdi. Çünkü Lavoisier, bütün asitlerin oksijen ihtiva ettiğini sanıyordu. Bundan sonra Lavoiser ise kimyanın kurucusu olarak anılmaya başlandı.
  • Lavoisier, deneylerde dikkatli ölçümler yapmayı vurgulayarak kimyanın bir bilim dalı olmasına katkıda bulunmuştur.
  • Yanma ile ilgi­li çalışmaları, filojiston teorisinin ve havanın tek bir element olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu göstermiştir.
  • Lavoisier ayrıca ilk kim­ya kitaplarından birisini yazmış ve bu kitapta elementlerin ve bileşik­lerin adlandırılması için ortak bir sistem ortaya koymuştur. Bu başa­rıları nedeniyle Lavoisier, modern kimya biliminin kurucusu olarak anılmaktadır.
  • Fransız kimyacı Proust (Prus) hep aynı miktar bakırı, sülfürik asit ya da nitrik asitte çözüp sonra soda (Na2CO3) ya da potas (K2CO3) ile etkileştirdiğinde, daima aynı kütlede ürün elde etmiştir.

Yani, bileşiği oluşturan elementler kütlece sabit bir oranda birleşirler, buna Sabit Oranlar Kanunu denir.

  1. yüz yılın sonlarına doğru, başta Lavosier’in ve diğer bilim insanlarının çalışmalarında;
  • Teraziyi yaygın biçimde kullanmaları, ölçme tekniğini geliştirdi.
  • Deneyleri sistematik bir şekilde yapılabilmeleri, deneysel çalışma tekniklerini geliştirdi.
  • Deneylerde kullanılan ve oluşan maddeler arasında nicel ilişkiler kurulabilmeleri,
  • Ortaya atılan teorilerin doğrudan deney sonuçları ile ilişkilendirilip test edilebilmesi… nicel kimya çağının ya da kimyanın bilim olma sürecinin başlangıcı olarak düşünülmektedir.
  • Kısaca kimyanın bilim olma sürecine geçilmesi; yasaların, kuralların ortaya konulmasıyla gerçekleşmiştir.

Bu kural ve yasaların en önemlileri; Kütlenin Korunumu Kanunu, Sabit Oranlar Kanunu, Katlı Oranlar Kanunu, Birleşen Hacim Oranları Kanunu ve Avogadro Hipotezi şeklinde sıralanır

Simyacıların kullandığı bazı yöntemler:

Simyacıların yaptığı çalışmalar, tesadüfen bulma  ve deneme yanılma (sınama) yoluna dayanan bilimsel çalışma kabul edilmeyen ama şu anki bilimin oluşamasında yararlanılan   çalışmalardır.

Simyacılar şu anki modern kimyada kullanılan  bir çok yöntemi de bulan insanlardır.Simyadan günümüze aktarılan bazı yöntemler aşağıdadır;

  • Özütleme,
  • Damıtma,
  • Süblimleştirme,
  • Süzme,
  • Dinlendirmeye bırakma
  • Kavurma,
  • Katılaştırma,
  • Sabitleştirme,
  • Çözme,
  • Yumuşatma,
  • Akıcı hale getirme,
  • Mayalama
  • Damıtma(da kullanılan imbiği geliştirmiş ve büyük oranda esans damıtılmasında kullanmışlardır.)

Simyadan kimya bilimine aktarılan önemli şeyler

  • Metaller ve Madencilik ,
  • Değerli Taşlar,  
  • Boya üretimi,
  • Mürekkep, 
  •   Deri boyanması, 
  • Seramik,  
  • Boyalar 
  • Kozmetik
  • , Değişik ilaçlar, 
  • Cam üretimi ve işlenmesi,
  • Esans üretimi,
  • Değişik kimyasal ve bitkisel ilaçlar.

Simya Dönemine Ait Olmayan Şeyler;.

  • Elektroliz,
  • Petrolün damıtılması,
  • Atomları parçalama
  • Nükleer çalışamalar ,atom bombası
  • Bilgisayar,bilişim,internet gibi olaylar

Simya Bir Bilim Değildir

  • Simyacıların yaptığı tüm çalışmalar, bilimsel çalışma kurallarından uzak sadece deneme yanılma (sınama) yoluna dayanmaktadır.
  • Bilimsel çalışmalar ölçmeye ve Kontrollü deney gözlemlere başvururken Simyada Kontrollü deney ve gözlemler bulunmaz.

Kimyayı simyadan ayıran en önemli özelliklerden birisi ölçmeye dayalı olmasıdır.

  • Bilimde Deneysel sonuçların ölçülmesi ve yorumlanması çok önemli iken simyada çok önemli değildir.

Bundan dolayı Simya bir bilim değildir;bilimsel çalışmalarda yol gösteren  çalışmalardır

Bilimsel Çalışma

Problemlere ya da sorunlara güvenilir çözümler arama amacıyla planlı ve sistemli olarak verilerin toplanması, çözümlenmesi yani analizi, yorumlanarak değerlendirilmesi ve rapor edilmesi sürecidir.

 

Bu aşamalar 8 başlık altında toplanabilir.

  • Araştırmanın amacı ve önemi, (Araştırmanın konusu),
  • Araştırma hakkında gözlem yapmak,
  • Araştırma hakkında verilerin toplanması,
  • Hipotez kurma
  • Kontrollü deneyler yapma
  • Deney sonuçlarının tasnif edilmesi,gerçeklere ulaşma,
  • Teori
  • Kanun

Hipotez

Bilim adamlarının, sebebi ispat edilemeyen olaylar hakkında, şahsi kanaatlerini ifade eden fikirlerine, faraziye veya hipotez denir. Bu fikirler mutlak değildir. Bir hadise hakkında farklı kişiler farklı hipotez ortaya atmış olabilir.

Teori

 Doğruluğu henüz kanıtlanamamış bilimsel önermeler anlamına gelmektedir. Hipotezlerin deney ve gözlemlerle birlikte desteklenmesi halidir. Teoriler bilimsel gerçeklerin açıklanmasıdır. Ancak doğruluğunda şüphe vardır. Avagadro hipotezi gibi.

Kanun

 Doğruluğu gözlem ve deneylerle iyice desteklenip kanıtlanmış bilimsel önermeler anlamına gelmektedir. Kütlenin korunumu kanunu, sabit oranlar kanunu gibi.

Simya bir bilim değildir.

 

 

Etiket(ler): , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

15 − 5 =